|
|||||||
| Hamileliğin İlk Zamanları İlk Günleriniz,Bebeğinizin Gelişimi ve Tecrübeli Annelerden Öğrenmek İstedikleriniz |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|||
|
GEBELİKTE BESLENME
Gebelik, beslenmenin çok özel olarak ele alınması gerektiği bir dönemdir.Pek çok kadın daha önceki kötü beslenme alışkanlıklarını düzeltelerek , gebelik bahanesiyle sağlıklı beslenmeyi öğrenebilir.Beslenme sosyal,ekonomik,kültürel ve kişisel özelliklere bağlı olarak çok büyük değişiklikler gösterebilir.Konuyla ilgili yapılan geniş çalışmalar sonunda gerek gebelik öncesi gerekse gebelik sırasında kötü beslenmenin gebeliğin seyri,bebek ve anne üzerinde olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir.Beslenmeyi belirleyen temel unsurlar; 1-Gebelik öncesi kilo ve boy(Vücut Kitle Oranı=Body Mass Index=BMI) 2-Yaş 3-Bebek sayısı 4-Metabolik hastalık varlığı (diabet,fenilketonuri vb) 5-Sosyo-ekonomik ve kültürel özellikler 6-İştah ve annenin fiziksel aktiviteleridir. Herşeye rağmen gebeliğin özel bir diyeti olduğu söylenemez.Gebe herkesten daha çok normal beslenmelidir.Bu et,süt,yumurta,taze sebze-meyve, mineral ve vitamin desteklerinden oluşur. Gebelikte barsak hareketleri genellikle yavaşladığı için diyete lifli gıdalar ve bol sıvı eklenmelidir.Süt ve sütten yapılmış gıdalar tüketilirken sütün pastorize olması ve peynirlerin tam mayalanmış olmasına dikkat edilmelidir.Aksi halde bazı sütten geçen hastalıklara davetiye çıkartılmış olunur.Marketlerde satılan çok yüksek ısıda hazırlanıp paketlenmiş sütler güvenli sayılabilir.Sırayla değerlendirilirse, PROTEIN Genellikle hayvansal gidalardan alinir. Gebenin günlük protein ihtiyaci 48-60 gr olup gebe olmayandan 15-30 gr daha fazladir. Kirmizi et,tavuk eti,balik,yumurta,süt ve sütten yapilmis gidalar (peynir,yogurt) baslica hayvansal protein kaynaklaridir. Özellikle kirmizi et beraberinde bolca yag içerdiginden yagsiz veya az yagli tüketilmelidir. Özellikle vejeteryan bir anne açisindan önemli olan bitkisel protein kaynaklari , kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye, bakla), kepekli tahillar, bazi kuru yemisler(findik, fistik, ceviz vb) olarak sayilabilir. Aksi görüsler de savunulmakla beraber, proteinden zengin diyet alinarak gebelik zehirlenmesinin azaltilabilecegini ifade eden arastirma sonuçlari vardir. YAG Gebelikte dengeli bir diyetteki kalorinin üçte biri yaglardan elde edilmelidir.Doymamis yag asitlerinden zengin olmalari nedeniyle bitkisel yaglar(ayçiçek,zeytin ve misirözü ) tercih edilmelidir. KARBOHIDRAT Gebelikte en dikkatli tüketilmesi gereken temel besin grubudur.Mümkün oldugunca dogal kaynaklardan karsilanmalidir.Vücutta temel olarak enerji ihtiyacini karsilayan maddelerdir. Bu maddeler tahil,un,seker gibi besinler içerisinde yer alir. Yapi tasi degillerdir.Çok tüketilmeleri halinde enerji olarak kullanilamayan fazla karbohidrat (özellikle sekerler) vücutta yag olarak depolanir ve gereksiz kilolarin en sik nedenidirler. VITAMIN Insan vücudundaki pek çok yikim ve yapim ( metabolik )olayinin kolaylastiricilari (katalizörleri) vitaminlerdir.Yani yasamsal fonksiyonlari vardir. Gebelikte bu tür yapim ve yikim olaylari arttigi için anne adayinin vitamin tüketimi son derece dengeli olmalidir.Özel ,diyet disi ,vitamin destegi sadece folik asit için geçerli olup dengeli beslenen bir gebede ayrica vitamin kullanimina gerek yoktur. Folik asit , planlanmis bir gebelikten 1-3 ay önce baslanip,her gün 0.4 mg dozunda ,gebeligin ilk 12-16 haftasi boyunca alinrak , omurilik ve beyinde görülen açiklik ve sakatliklarin azaltilmasi mümkündür.Özellikle daha önce daha önce sakat bebek dogurmus kadinlarda 4 mg gibi yüksek dozlarda folik asit ayni sekilde uygulanarak sakatligin tekrarlama olasiligi azaltilabilir.Gebelik boyunca folik asitten zengin olan ispanak,karnibahar,kepekli undan yapilmis yiyecekler,findik,fistik tüketilmesi önerilebilir. Genel olarak vitaminler olumlu etkileri olan maddeler olmakla beraber ilaç olarak yüksek dozda vitamin kullanimi her zaman emniyetli degildir.Özellikle A-vitamini 15.000/IU 'yi geçen günlük dozlarda alinirsa bazi dogumsal sakatliklari artirdigini bildiren çalismalar vardir.Bu nedenle ezberlenmis veya baskalarina ait önerilerle , doktora danisilmadan yapilacak diyet disi vitamin destekleri her zaman iyi sonuçlar vermez. Özel bir sindirim sistemi veya diger hastaligi olmayan ve normal beslenebilen bir annede, bugünkü bilgiler isiginda ilk 3 aydaki folik asit destegi disinda vitamin destegine(diyet disi) gerek yoktur. Hekim her anne adayina dengeli ve çesitli beslenmeyi önermek ve ögretmekle gebelikte artan vitamin ihtiyacini da karsilamis olur. MINERALLER En önemlileri kalsiyum ve demirdir.Gerek anne ,gerekse bebek için önemli yapi tasi olan bu mineraller kan yapimi ve kemik yapisi basta olmak üzere pek çok yasamsal fonksiyonun devami için gereklidirler. Normal olarak hayvansal protein,yumurta ve süt ve sütten yapilmis gidalarda bol miktarda bulunurlarsa da gebelikte artmis ihtiyaci diyetle karsilamak genellikle mümkün olmadigindan destek olarak verilmeleri kabul görmektedir. Eksiklik olmayan bir kadinda bile gebelikte kanin sivi kisminin %50 'ye varan artisina bagli olarak "seyrelmeye bagli kansizlik" (dilusyonel anemi) gelisebilir.Kalsiyum pek çok hücresel fonksiyonun yani sira kemik yapiminda kullanilan temel elemandir. Eksikligi kadinlarda özellikle menapozda daha çok ortaya çikan osteoporoza (kemik erimesi) neden olabilir.Bu yüzden demir eksikligi anemisi olsun olmasin her anne bulanti kusmalari (varsa) geçer geçmez demir destegi almalidir. Yine kemik erimesi olsun olmasin her annede kalsiyum destegi yapilabilir. Yüksek dozda kalsiyum destegi yapilan hastalarda daha az gebelik zehirlenmesi görüldügünü bildiren arastirma sonuçlari da vardir. Kalsiyum süt,yogurt ,peynir ve yesil yaprakli sebzelerde bol miktarda bulunur. Demir ise kirmizi et,yumurta,ton baligi ve sakadatlarda boldur. Demir ve kalsiyum ,birbirlerinin barsaktan emilimlerini bozabileceklerinden ,bu iki hapin farkli ögünlerde alinmasina dikkat edilmelidir. ÖGÜNLER Gebe mümkün oldugunca az az ,sik sik yemek yemelidir. Sadece ana ögünlere dayanan beslenme aliskanligi mide ve barsak sisteminde ki gevsemeye bagli olarak yemekten sonra mide yakinmalarina neden olabilir. Gebe özellikle yatmadan 1-2 saat öncesinden itibaren yemek yememeli ,özellikle yemekten sonra oturur pozisyonda dinlenip veya gezintilerle yiyeceklerin mideyi terketmesini kolaylastirmaya çalismalidir.Aserme halinde ögün sayisi daha da büyük bir önem kazanmaktadir. GENEL ÖNERILER · Lifli ,posali gidalar gebelikte genellikle kabizlik seklinde degisen barsak aliskanliklarinin düzeltilmesi açisindan çok faydalidir.Bu tür gadalardan en zengin olan besinler taze sebze ve meyvelerdir.Bu gidalar çok fazla tüketildiklerinde demir emilimini olumsuz etkileyebileceklerinden demir haplari aç karna yutulmaya çalisilmalidir.Lif ve posa siyah ekmek, portakal, elma, kuruyemis, baklagiller, kuru üzüm,kuru kayisi,kepekli olarak hazirlanmis unlu gidalarda bol miktarda vardir. Aksamlari bir fincan kadar ceviz,badem,findik,fistik karisimi yenilerek pek çok (çinko, magnezyum, kalsiyum) mineral ve vitamin(Vit E,B vb)alinabilir. · Gebelikte annenin sivi tüketiminin en önemli kismini su olusturmalidir. Çay,kahve ,kakao,alkollü içkiler ve kola ya hiç ya da mümkün oldugunca az tüketilmelidir. Alkol tüketimine bagli çocukta fötal alkol sendromu denilen özel bir dogumsal bozukluklar ve zeka geriligi tablosu tanimlanmistir.Gebelikte günde bir kadeh sarap gibi ölçülerde alkol alinmasinin zararsiz oldugu ileri sürülse de herhangi bir özel faydasi oldugu da ileri sürülemez. · Özellikle el ve ayaklardaki ödemlerin önlenmesi veya gebelik zehirlenmesinin önlenmesi veya tedavisi için gebelikte tuz kisitlanmasinin yeri yoktur .Hatta bu tür uygulamalarin daha kötü sonuçlar dogurdugu gösterilmistir.Ancak istah degisiklikleri nedeniyle tuzlu yiyeceklere olan egilimin de önüne geçilmelidir.Yani gebe evde herkese pisen yemekten,herkesin yedigi ekmekten tüketmeli ama yemek masasindan tuzu ,tuzlugu kaldirmalidir. · Gebelikte fast-food, ,salam,sosis,sucuk,dondurulmus gidalarin tüketilmesi, lokantalarda yemek cesaretlendirilmemelidir.Bu tür gidalarin pisirilme teknikleri yetersiz ve kullanilan suni renklendirici,tatlandirici ve koruyucu maddeler ,asiri yag içermeleri anne ve bebek sagligini olumsuz etkileyebilir.Yemekhanelerdeki sicak yemekler,önceden pisirilmis süpermarket yiyecekleri,yeni pisirilmis ve sicak olamayan tavuk eti bebege geçip onda hastalik yapan bakteriler içerebileceginden bu tür gidalardan uzak durulmali veya dikkatli tüketilmelidir. |
|
|||
|
Hamilelik Egzersizleri...
Hamileyken yapmanız önerilen egzersizler üç gruba ayrılır. Bunlar nefes egzersizleri, kas esnetme egzersizleri ve rahatlama egzersizleridir. Bunların hepsinin doğum sırasında size pek çek yararı dokunacaktır. Ayrıca doğumdan sonra güçlü kasların toparlanması daha kolay olacaktır. Egzersizleri yemekten en az 1 saat geçtikten sonra yapın. Egzersiz yapacağınız odanın havası temiz olmalı. Ayrıca egzersizlerin düzenli yapılması yapıldığı süreden daha önemlidir. Bu sebeple 10 dk. bile yapsanız bunu her gün tekrarlarsanız büyük fayda sağlamış olursunuz. Nefes Egzersizleri Göğüs Nefesi: Derin bir nefes verin. Sonra nefes alarak göğsü şişirin. Kaburgalar ayrılır, akciğerler dolar, diyafram aşağı iner. Ardından yavaşça nefesi üfleyin. Tüm organlar yerine gelir. Karın Nefesi: Nefes alın. Göğüs hemen hemen hiç kıpırdamaz ve karın yavaşça kalkar. Karnı olabildiğince çok çekerek nefesi üfleyin. Tutulmuş Nefes: Derin nefes alın. Sonuna geldiğinizde nefesi tutun. İçinizden ona kadar sayın ve nefesi ağızdan bırakın. Nefesinizi yirmiye hatta otuza kadar tutmayı başarabilirsiniz. Yüzeysel Küçük Nefes: Hafifçe, çabuk çabuk, ses çıkarmadan nefes alın verin. Yalnızca göğsün üst kısmı kıpırdamalı, karın hemen hemen hareketsiz kalmalı. Nefes alış verişleriniz ritmik olmalı. Bu hareketi gittikçe artan süreler içinde 10, 20, 30 sn. çalışın. Büyük sık nefes: Nefes ritmi daha hızlıdır. Saniyede tam bir nefen alıp vermek gerekir.Ağız yarı açık nefes alıp verin. Bu nefeslere hakim olduktan sonra sırtınızı yastıklarla destekleyerek bacaklar açık dizler bükülü doğum pozisyonuna geçin ve nefesleri sırayla çalışın. Karın ve göğüs nefesini ardı ardına çalışın. Ardından tutulmuş nefes, küçük nefes ve büyük sık nefes. Yüzeysel nefes genişlemenin yarattığı kasılmalar sırasında işinize yarayacaktır. Doğum başladığında ıkınmanız gerektiği sırada tutulmuş nefesi kullanacaksınız. Daha sonra bebeğin başı göründüğünde doktorunuz sizden artık itmemenizi isteyecek işte bu sırada yoğun itme isteğinizi büyük sık nefes egzersizi yardımıyla bastıracaksınız. |
|
|||
|
Doğru Beslenerek Doğurganlığınızı Artırın!
Sağlıklı beslenme ile hamilelik arasında bağlantı var mı? Bedensel fonksiyonların düzgün şekilde gerçekleşebilmesi için sağlıklı beslenme şarttır. Hamilelikte vücut yeni gelişen bebeğin büyümesi ve gelişmesini sağlayabilmek için yeni bazı düzenlemeler yapar ve bazı maddelere ihtiyacı artar. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda beslenmenin düzenlenmesi daha sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesine yardımcı olur. Yanlış beslenme gebeliği etkiler mi? Yetersiz ve dengesiz beslenme bebeğin büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyebilir. Bebekte gelişme geriliği, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabilir. Gebelikte bebeğe yararlı olduğu bilinen besin maddelerinin alınması, zararlı olduğu bilinen ya da muhtemel zararları olan maddelerin alınımından kaçınılması gerekir. Beslenme gebelik öncesinde de önemli mi? Kalıcı doğru beslenme alışkanlıklarının birdenbire elde edilmesinin imkansız olduğu bilinmektedir. Hayat boyu devam edecek doğru beslenme alışkanlıkları yavaş yavaş kötü alışkanlıkların yerine yenilerinin konulması ile sağlanır. Bu nedenle hamile kalmayı düşünen kişiler gebelik öncesinde sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarını edinmesi gerekir. Dengeli ve sağlıklı beslenme hamilelik sırasında da devam etmeli. Dengeli beslenme alışkanlıkları edinmiş bir anne adayı bebek doğduktan sonra da bu alışkanlıklarını devam ettirerek bebeğinin de sağlıklı beslenmesini ve sağlıklı büyüyüp gelişmesini sağlar. Sigaranın zararı var mı? Sigaranın kadınlarda yumurtalık fonksiyonlarında uzun süreli olumsuz etkileri vardır buna bağlı olarak erken dönem düşük yapma, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sahip bebeğin dünyaya getirilmesi gibi riskleri vardır. Ayrıca infertilite tedavisi sırasında sigara içen kadınlarda gebelik şansının azalmış olduğunu gösteren çalışmalar vardır.Bu çalışmalarda sigara içme süresi ne kadar uzunsa o kadar az sayıda yumurta ve embriyo elde edildiği görülmüştür. Eğer sigara içiyorsanız hem kendi sağlığınız hem de hamile kalma şansınızı arttırıp sağlıklı bir hamilelik geçirebilmeniz için mümkün olan en kısa zamanda sigarayı bırakmanız gerekir. Şişmanlık tek başına kısırlık sebebi olabilir mi? Şişmanlık overler ve testisler üzerindeki hormonal uyarımların etkisini değiştirir. Şişmanlık kadınlarda insulin düzeylerini arttırır bu da yumurtalıklardan yumurtlamayı engelleyen erkeklik hormonlarının aşırı miktarda üretilmesine neden olur. Şişman kadınlarda anovulasyon dediğimiz yumurtlama bozuklukları ve buna bağlı bebek sahibi olamama sık görülmektedir. Mevcut kilosunun %10’unu kaybettirmenin bile yumurtlama fonksiyonunu düzeltmeye yardımcı olduğunu gösteren yayınlar bulunmaktadır. Erkekler için de aynı kural geçerli mi? Kadınlar kadar belirgin olmamakla beraber aşırı kilonun sperm parametrelerini olumsuz etkilediği ve tedavi öncesi kilo kontrolunun sperm parametreleri üzerine olumlu etkileri olduğuna ilişkin yayınlar mevcut. Aşırı zayıflığın doğurganlık üzerine etkisi var mı? Aşırı zayıflık beyinden salgılanan gonadotropin salıcı hormonlar (GnRH) ve Follikül stimüle edici hormon (FSH) ve Luteinize edici hormon (LH) salınımını bozarak yumurtlamayı engeller aynı zamanda yetersiz yumurtalık hormonu üretimine bağlı olarak endometrium adı verilen rahim iç tabakasının döllenmiş yumurtanın yerleşmesine elverişli hale gelmesi sağlanamaz. Aşırı zayıflık erkekte sperm fonksiyon bozukluğuna ve sperm sayısının düşmesine neden olur. Hamilelikte kilo alımı nasıl olmalıdır? Hamilelik öncesi dönemde kişinin ideal kilosuna yakınlığına göre yaklaşık 9-14 kilo alımı normal olarak kabul edilir. Gebelikte kilo kontrolü için önce düzenli ve dengeli beslenme planı seçilmeli, aylık rutin gebelik takipleri sırasında bebeğin gelişimi ve annenin kilo alımı birlikte değerlendirilmelidir. Kısırlık durumunu azaltacak besinler var mı? Vitaminlerden zengin taze sebze ve meyveler diyetin önemli parçası olmalı. Bütün besin gruplarından vücudun ihtiyacını karşılayacak oranlarda almak yeterlidir. Vücuttaki yağ oranı kadında hamileliği etkiler mi? Aşırı yağ dokusu insulin hormon seviyelerini arttırıp yumurtalık hormonlarının salınım düzenini etkileyerek gebe kalmayı güçleştirir. Gebelik durumunda da gebelik diabeti ve gebelik hipertansiyonu gibi problemlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Gebelik diabeti durumunda iri bebek, polihidramnios, erken doğum, akciğer olgunluğunda gecikme, erken doğum, kalp anormallikleri görülme riski artar. Şişmanlığın üremeye yönelik komplikasyonları Şişmanlık kadında ve erkekte üreme hormonlarının düzgün salınımını bozarak yumurta ve sperm üretimini olumsuz etkilemektedir. Şişmanlık diabete yatkın kişilerde daibetin ortaya çıkarak hem hamileliğin oluşmasında hem de hamilelik sırasında ciddi problemlere yol açmaktadır. Kısırlık için sağlıklı beslenmenin ilkeleri nelerdir? Sağlıklı beslenme bedensel fonksiyonların devamı için şarttır. Protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral, lifli gıdalardan dengeli miktarda tüketilen beslenme şekli tercih edilmelidir. Bu besin maddeleri sebzeler, meyveler, süt ürünleri,balık, et, kabuklu kuruyemiş, tahıllardan sağlanabilir. Bu besin gruplarından günlük belli miktarlarda alarak; aşırı yağlı, aşırı şekerli gıdalardan uzak kalarak, günlük aktivitelerimizde daha hareketli olarak ideal kiloya yakın ağırlığınızı koruyarak hem üreme sağlığı hem de tüm yaşamımızı etkileyecek sağlıklı yaşam biçimi benimsenmiş olunur. Yeterli ve dengeli beslenme nedir? Kişinin ihtiyacına göre beslenme programı seçilmelidir. İhtiyaç yaş, cinsiyet, aktivite durumuna göre belirlenir. Bu nedenle ağır bedensel bir işte çalışan erkekle, günlük rutin işlerini yapan ev hanımının ya da aktif spor yapan genç bir kadının kalori ve besin ihtiyacı aynı değildir. Beslenme düzenini seçerken bütün bu faktörlerin göz önüne alınması gerektiğinde bir diyetisyenden yardım alınarak beslenme programının oluşturulması gerekebilir. Özellikle aşırı kilosu bulunan veya aşırı zayıflığı olan ve sağlıklı beslenme yöntemlerini edinmek isteyenler uzman diyetisyen yardımına ihtiyaç gösterebilirler. Anne baba olmak isteyenler nasıl beslenmeli? Yalnızca bebek sahibi olmak isteyenler değil sağlıklı yaşamayı düşünen herkes yaşına göre düzenlenmiş vücut kitle indeksine uygun ideal vücut ağırlığı aralığında olmaya özen göstermeli. Bunun için ana besin gruplarından yeterli ve dengeli biçimde tüketirken daha aktif bir yaşam biçimini seçmeli. Taze sebze , meyve ve tahıllardan oluşan besin gruplarından daha fazla hayvansal proteinler ve süt ürünlerinden daha az, şekerli ve yağlı gıdaların nadiren tüketildiği dengeli beslenme şekli önerilen beslenme şeklidir. Kullanıldığında hamilelik şansını arttıran vitaminler var mı? Kesin etkinliği kanıtlanmış vitamin henüz mevcut değil. E vitaminin sperm fonksiyonları üzerine olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Demir eksikliğinin düşük, prematüre doğum, düşük doğum ağırlıklı bebek riskini arttırdığı bilinmektedir. Bu nedenle demir eksikliği olanların gebelik öncesi dönemden itibaren yerine konması önerilmektedir. Hamilelerin kullanabildiği türden multivitaminler yeterli desteği sağlamaktadır. Bunun yanında fazla demir alımının sakıncaları vardır. Bir B vitamini olan folik asit nöral tüp defekti olarak bilinen doğumsal defektlerin önlenmesinde etkindir. Bebek isteyen çiftler gebelik öncesinden başlayıp ilk 3 ayı da kapsayan bir şekilde kullanıldığında bu tür doğumsal defektin önlenmesinde faydalıdır. |
|
|||
|
Sıcak Yaz Günlerinde Hamilelere İki Kat Koruma!
Hava sıcaklığının artması ile birlikte hamileler için de zorlu bir dönem başlamış oluyor. Hamilelikte hormonlardaki değişimlere ve kan akımındaki hızlanmaya bağlı olarak vücut iç sıcaklığında doğal bir artış söz konusu oluyor. Gebeler buna bağlı olarak zaten kendilerini devamlı sıcak hissederken, havaların da ısınması onları gerçekten sıkıntıya sokabiliyor. Bu sıkıntıyı en aza indirgemek için bazı basit, uygulanması kolay aslında hepimizin bildiği ama bazen aklımızdan çıkan püf noktaları hatırlamakta fayda var. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Dr.Ebru Füsun Akbay, yaz sıcaklarında hamilelere daha rahat bir dönem geçirmeleri için bilgiler verdi: - Gebelikte özellikle de sıcak havalarda ağızdan bolca sıvı alımına dikkat etmek gerekir. Çünkü vücudun sussuz kalması rahimde kasılmalara dolayısıyla erken doğum sancılarına ve erken doğuma neden olabilir. Ancak sıvı alırken dikkat edilmesi gereken hussus, sık idrara çıkarttığı için vücutda sıvı kaybına yol açan kahve, çay ve kola gibi kafein içeren içeceklerden uzak durulmasıdır. Yine içerdiği tuzlar nedeniyle vücutda şişliliği arttırdığı için gazlı soda türü içeceklerden kaçınmak gerekir. Önerilen günde en az 8 ila 10 bardak su içilmesidir. Buzlu, nane ve limon aromalı içecekler denenebilinir. - Mutlak gerekli olmadıkça saat 11.00 ile 16.00 arası güneşli havada dışarı çıkılmamalıdır. Daima gölge ve hafif esentili yerler tercih edilmelidir. Hamilelikte doğal olarak artan melatonin hormonuna bağlı cilt kolayca bronzlaşmaya ve lekelenmeye eğilimlidir. Cilde güneşe çıkmadan 20 dakika önceden uygun UVB koruyucu içeren güneş kremi uygulanmalıdır. - Hamileliğin son 3 ayında gebe her 3 kadından birinde ellerde ve özellikle ayaklarda şişme görülür. Hava sıcaklığındaki ve nem oranındaki artış vücutdaki şişmeyi fazlalaştırır. Uzun süre ayakta kalınması da şikayetlerin artmasına neden olur.Her fırsatta hamilelerin oturup ayaklarını yükseğe kaldırmaları, imkan varsa ayaklara ve bacaklara masaj uygulanması tavsiye edilir. Ayak banyoları, ayak ve ayak bileklerindeki şişliklerin inmesine yardım eder. Bu banyolara nane gibi doğal esanslı yağların katılması ayrıca ferahlık verir. Yüzük ve bilezik gibi aksesuarlar parmak ve eller şişmeden çıkarılmalıdır ki bunlar daha sonra kan akımını engellemesinler. - Sıcakların etkisini azaltmanın diğer bir yolu ise sık sık serin duş almaktır. Hatta imkan varsa havuzda veya denizde yüzerek ve oturarak serinlemek mümkündür. Evdeki küvetin içini doldurup içine oturmak da aynı etkiyi göstermektedir. - Hamilelikte yoğun egzersiz terleyerek aşırı su kaybına yol açtığı için uygun değildir. Yoga veya t’ai chi gibi hafif aktivitelerin yanı sıra özellikle suda egzersiz iyi bir çözümdür. Egzersiz sonrası su içilmesi ihmal edilmemelidir. - Açık renk güneş ışınlarını yansıtan kıyafetlerin seçilmesi tavsiye edilir. Pamuk, keten gibi doğal kumaşlardan oluşan geniş ve rahat kıyafetler terlemeyi önlediği gibi hareket serbestliği de sağlar. - Düz, ayaklarınıza nefes aldıracak, rahat ayakkabıların tercih edilmesi ayak şişmesinden doğacak sıkmayı ve rahatsızlığı azaltacağı gibi düşme riskinizi de azaltacaktır |
|
|||
|
Gebeliğin son aylarında rahim göğüs kafesine kadar yükselir, yaptığı basınç nedeniyle nefes almak zorlaşır, mide ve bağırsak şikâyetleri olur.
İlk gebeliklerde doğumdan bir-iki hafta önce, sonraki gebeliklerde doğumdan yaklaşık birkaç gün önce bebeğin başının doğum kanalına yerleşmesi üzerine rahmin yüksekliği 2-3 cm azalır. Bu durum gebe kadında rahatlama yaratır. Daha rahat nefes alıp verir. Mide ve bağırsak şikayetleri azalır. Bunun yanı sıra idrar torbasına basınç arttığı için sık idrara çıkılır. Gebeliğin 28. haftasından itibaren rahimde zaman zaman kasılmalar, sertleşmeler meydana gelir. Bunlar normaldir ve genelde ağrısızdır. Bazen ağrılı olduğunda bunlara yalancı doğum ağrısı denir. Rahmin doğuma hazırlık yaptığı bu kasılma egzersizleri son haftalarda oldukça sıklaşır. Doğumdan bir-iki gün önce hormon düzeyindeki değişiklik nedeniyle vücuttan su atılması ve iştah azalması meydana gelir. Bu nedenle 1-2 kg. kilo kaybı görülebilir. Doğumun gerçekleşeceği gün vücutta doğumda kullanılmak üzere kullanılan enerjinin bir kısmı açığa çıkarılır. Birçok gebe kadın bu enerjiyi doğumda kullanmak yerine kendilerini zinde ve dinamik hissettikleri için temizlik, alışveriş, gezme gibi işlerde kullanır. Bu enerjinin amacı dışında kullanılması, gebe kadının doğumda kolay yorulmasına, doğumun zor ve uzun olmasına neden olabilir. Onun için gebelerin 38. haftadan itibaren kendilerini her zamankinden daha iyi ve zinde hissettiklerinde, bunun doğumun yaklaştığını belirten bir belirti olduğunu düşünüp, enerjiyi başka amaçla kullanmaları, aksine istirahat etmeleri ya da hafif işlerle oyalanmaları gerekir. Bazı gebelerde doğumdan bir-iki gün önce vücudun bağırsakları temizleme işleminden dolayı ishal meydana gelebilir. Doğumun yaklaştığını gösteren bu belirtiler her gebe kadınca yaşanmayabilir ya da fark edilmeyebilir. Bu da normaldir. |
|
|||
|
Suda Doğum
Son dönemlerde, ülkemizde de oldukça sık sorulmaya başlanan bu alternatif doğum şekli, planlı olarak ilk kez 1960 larda Rusya’da denenmeye başlanmış ve bunu 1975 lerde Fransa takip etmiştir. Günümüzde, Rusya, İngiltere,Fransa ve Amerika’nın belirli kesimlerinde, bu konuda çalışmaları olan ve teçhizatlı, sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır. Suda doğum yaptıran ve tercih edilmesini savunan kişilerin savı; ılık suyun, sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğudur. Normal doğum ve suda doğumun avantaj ve dezavantajlarını karşılaştıran bir kaç çalışmada, yarar ya da komplikasyonlar yönünden her iki doğum şeklinin birbirine karşı üstünlüğünün olmadığı gösterilmiştir. Ayrıca, bu tip alternatif doğum şeklinin, bu konuda uzmanlaşmış bir ekip yanında, doğumun gerçekleştirilebileceği çok özel bir havuz/küvet sistemi ve ek teçhizatların bulunmasını gerektirdiği bilinmektedir. Diğer yandan, bu tip bir doğum sırasında meydana gelebilecek ve anne ya da bebek hayatını tehlikeye sokan herhangi bir komplikasyon olması halinde ülkemiz sağlık mevzuatında yer almadığından, cezai ve vicdani sorumluluğun ne olacağı açık değildir. Sonuç olarak; suda doğum, bu gün için, normal doğuma karşı hiç bir ek avantajı olmadığı düşünülen, ve henüz üzerinde yeterli sayıda tıbbi çalışma bulunmayan, sadece alternatif bir doğum şekli olmaktan öteye gidememiştir. |
|
|||
|
Bulantı ve kusmalar için alınabilecek önlemler şunlardır ;
1. Bir kerede aşırı yemek yemeyin 2. Az az ancak sık sık yemeyi deneyin 3. Çorba ve diğer sıvı gıdaları öğünlerde değil, katı yiyeceklerden bir saat kadar sonra öğünler arasında yiyin, böylece midenin gerilmesi engellenerek kusmalar engellenecektir. 4. Sindirilmesi güç olduğundan bulantı meydana getiren yağlı ve kızartılmış besinlerden sakınınız. Hatta böyle besinlerin pişirilmesi sırasındaki kokudan da uzak kalmaya gayret edin. 5. Yemeklerden sonra bir müddet dik oturunuz. Bu mide bulantısını azaltacaktır. 6. Gece alınan hafif yemekler mesela yoğurt, süt, meyve suyu, ekmek veya küçük bir sandviç sabah bulantısını azaltır. Yine bu küçük öğünden sonra bile 10-20 dakika kadar dik oturmak gerekir. 7. Sabah uyanır uyanmaz, kalkmadan önce, baş ucunuzda duran kuru ekmek, kraker veya diğer tahıl ürünlerinden yapılmış yiyecekler bulantıyı azaltabilir. 8. Yatak odanızı karartınız veya loş bir odada uyuyunuz. Yataktan yavaşça kalkınız ve ani hareketlerden kaçının. 9. Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalamayın. 10. Gevşemeye, stresten uzak durmaya çalışınız, ayaklarınızı uzatıp başınızı hafifçe yükselterek gün boyunca dinlenmeye çalışın. 11. Bulantı hissettiğiniz zaman gazoz, maden suyu türü veya karbonatlı su türünden azar azar için. 12. Temiz hava iyi gelebilir. Kısa yürüyüşler yapınız veya pencere açık iken uyumaya çalışınız. Yemek pişirirken camı açık tutunuz ve kokuyu dışarı atmak için fan kullanın. 13. Ekşi, turşu veya limona benzer şeyleri tüketin. |
|
|||
|
Anne karnında bebeğin duyularının gelişimi
Gebe bir kadın bebeği ile ilgili pekçok değişik şeyi merak eder. Hamileliği sırasında bebeğin sağlığı ile ilgili meraklar doğal olarak önceliklidir. Ancak bebeğin iyi olduğu öğrenildikten sonra ilgi ve merak diğer konulara yönelir. Bebeğin büyüklüğü, boyu, kilosu, duruş şekli gibi değişik pekçok durum merak uyandırır. Anne adayını heyecanlandıran ve ilgisini çeken konulardan bir diğeri de bebeğinin kendisini duyup duymadığı, canının acıyıp acımadığı gibi duyular ile iligli olan durumlardır. İnsanlarda 5 ana duyu vardır. Bunlar dokunma, tat alma, koku alma, işitme ve görmedir. Bu beş duyu bireyin dış dünya ile olan ilişkilerini düzenler. Duyuların anne karnındaki gelişimini tam anlamı ile bilebilmek doğal olarak olanaksızdır. Ancak gözleme ve hücresel incelemeye dayalı çalışmalar ile bunların gelişimi hakkında fikir edinilebilir. Dokunma Anne rahmi bebeğin dış dünyadan tamamen izole olduğu bir ortam değildir. Rahim içinde sürekli bir aktivite ve uyaranlar mevcuttur. Bu bebeğin tüm gelişimi için olması gereken bir durumdur Anne karnındaki yaşamda gelişen ilk duyunun dokunma olduğu düşünülmektedir. Dokunma duyusu insanın dış dünya ile iletişiminin temel unsurudur. Bebekte dokunma hissinin 8. gebelik haftası gibi çok erken bir dönemde başladığı düşünülmektedir. İlk dokunma hissi genelde ağız çevresinde ve yanaklarda ortaya çıkar. Bu haftada bebeğin yanağını oluşturacak olan kısmına tek bir saç teli dokunulduğunda bile bunu hissedebileceği kabul edilmektedir. Onuncu haftada genital bölgede, 11. haftada avuç içlerinde ve 12. haftada ayak tabanlarında dokunma hissi ortaya çıkmıştır. Bu bölgeler aslında erişkinlerde en fazla duyu reseptörlerinin bulunduğu dokunmaya en hassas noktalardır. Onyedinci haftaya gelindiğinde karnın ve kalçaların tamamı dokunmaya karşı hasassastır. İnsan vücudunun en büyük organı nedir diye sorulduğunda değişik cevaplar verilir. Oysa bu organ cildimizdir. İnsan cildi pekçok değişik uyarıyı yorumlayabilen çok sayıda algılayıcı ile donatılmıştır. Ancak cildimizin algıladığı temel uyarılar sıcak, soğuk, basınç ve ağrıdır. Anne karnındaki bebek 32. haftaya ulaştığında vücudunun her bölgesi bu 4 temel uyarana cevap verecek gelişimi tamamlamış durumdadır. Buna karşılık bebeklerin ağrıyı algılayıp algılamadıkları konusunda elde yeterli veri yoktur. Tat alma Tat duyusu erken gelişen duyulardan birisidir. Tat almadan sorumlu olan algılayıcılar gebeliğin 13-15. haftasında mevcuttur ve bunların yapısı erişkinlerinki ile hemen hemen aynıdır. Bu nedenle bebeğin bu haftadan itibaren değişik tatları ayırt edebildiği düşünülmektedir. Amniyon sıvısı sürekli yapım ve emilim halinde olan dinamik bir sıvıdır ve bebek sürekli olarak bu sıvıyı yutmaktadır. Amniyon sıvısı içinde değişik tatlara sahip olan purivik asit, laktik asit, sitrik asit, creatinin, üre, proteinler ve tuzlar vardir. Son dönemlere ulaşıldığında bebeğin 24 saat içinde yuttuğu amniyon sıvısı miktarı neredeyse 1 litreye yaklaşmaktadır. Amniyon sıvısının içeriği tıpkı anne sütünde olduğu gibi annenin yediği besin maddelerinin tat ve aromalarını da taşır. Yapılan gözleme dayalı incelemelrde anne adayı tatlı besinler tükettikten sonra bebeğin yutma hareketlerinde artış, acı ve ekşi besinler tükettiğinde bu hareketlerde bir miktar azalma olduğu görülmüştür. Bu durum bebeğin annekarnındayken değişik tatları ayırtedebildiği tezini kuvvetlendirmektedir. Koku alma Tat ve koku aslında birbiri ile bağlı duyulardır. Biri olmadan diğer tam anlamı ile anlaşılamaz. Son dönemlere kadar anne karnındaki bebeğin koku alma duyusunun işlevsel olabileceği düşünülmüyordu. Çünkü kokunun hava ile taşınan ve nefes alıp verme ile ayırdedilebilen bir duyu olduğu kabul edilmekteydi. Ancak son yapılan araştırmalar bunun doğru olmayabileceğini, bebeğin burnundaki koku almadan sorumlu algılayıcı sistemlerin zannedildiğinden daha karmaşık olduğu fark edildi. Bebeğin burnu gebeliğin 11-15. haftaları arasında oluşumunu tamamlar. Bu sırada amniyon sıvısı bebeğin tüm ağız, burun, geniz ve akciğer yapısı içinde dolaşır ve bebeğe değişik tat ve kokuya sahip maddeleri taşır. Bu maddeler direkt olarak tat ve koku almadan sorumlu algılayıcı hücreler ile temas halinde bulunarak onları uyarırlar. Bu nedenle bebekler daha anne karnındayken değişlik kokuları tanıyıp ayırt edebilirler. Schaal ve arkadaşları anne karnında kokuların öğrenilmesi ile ilgili direkt ve indirekt kanıtlarla ilgili yaptıkları araştırmalarda şaşırtıcı sonuçlar elde etmişlerdir. Bunlardan birisi de kahvedir. Anne adayı kafeinsiz ya da normal kahve içtiğinde bebeklerin kalp atım hızı ve soluk alıp verme şekillerinde değişimler gözlenmiştir. Bunun kahvenin kokusuna bağlı olup olmadığı kesin değildir ancak kahvenin keskin kousunun da rolü olduğu ileri sürülmektedir. Yeni doğan bebeklerin anne sütünün kokusuna karşı zaafları olduğu bilinmektedir ve bu durumun açıklaması olarak anne karnındayken sütün içeriğine benzer bir kokuyu hafızalarına aldıklarına inanılmaktadır. Benzer şekilde değişik insan ve hayvan gözlemlerinde de bebeklerin annelerini kokusundan ayırtedebildikleri saptanmıştır. Bütün bu gözlemler bebklerin anne karnındayken bazı kokuları hafizalarına yerleştirdikleri tezini desteklemektedir. İşitme Anne karnındaki bebek amniyon sıvısı, rahim duvarı, anne adayının karnı gibi pekçok bariyerin arkasında bulunmasına rağmen rahim içi sessiz bir ortam değildir. Bebek burada pekçok titreşim ses ve harekete maruz kalır. Aslınd arahim içindeki yaşam oldukça gürültülü sayılabilir. Annenin damarlarından geçek kan, barsak ve mide sesleri rahimiçindeki bebeğin karşılaştığı temel seslerdir. Bunların dışında anne adayının ve diğer kişilerin sesleri de bebeğe direkt olarak ulaşır. Tüm bu sesler içinde doğal olarak en güçlüsü bebeğin annesinin sesidir. Bebeğin kulağı 8. haftada oluşmaya başlar. Duyma yeteneğinden sorumlu olan kemikler ve ses iletisini beyine taşıyan sinirler büyük ölçüde oluşumunu tamamlar ancak bu gelişim 24. haftada tamamlanır. 25. haftadan itibaren bebek annesinin sesini duyabilmektedir 27. haftada ise annesinin sesi dışında dışarıdan gelen seslere ve hatta babasının sesini bile duyup tepki verebilir. Ancak hem içinde bulunduğu ortam hem de bebeği içinde bulunduğu amniyotik sıvının olumsuz etkilerinden koruyan kremsi tabaka olan verniksin kulaklarını tıkaması nedeni ile sesleri büyük bir olasılıkla boğuk olarak duymaktadır. Bebeğin seslere verdiği tepkiler de değişkendir. Ani kapı çarpması ya da benzeri şiddetli bir ses bebeğin anne karnında aniden sıçramasına neden olabilir. Benzer şekilde 5 saniye süre ile anne karnına uygulanan yüksek frekanslı bir ses bebeğin hem kalp atım hızında hem de genel hareketliliğinde 1 saate kadar varan artmaya neden olur. Öte yandan reaktif duymaadı verilen durum biraz daha farklıdır. Burada işitme kulaktaki kemikler yardımı ile değil ses dalgalarını cilt ve kemikte yarattığı titreşimler yardımı ile gerçekleşir. Anne karnındaki bebeklerin 16. gebelik haftasından yani işitme sisteminin tam olarak gelişimini tamamlamasından 8 hafta öncesinden itibaren ultrasonda seslere yanıt vermesinin açıklaması bu şekilde yapılmaktadır. Doğumdan sonra bebeğin annesinin sesine olumlu tepki vermesi ve genelde annesinin sesini duyduğunda sakinleşmesi rahim içi yaşamda aşina olduğu ve en iyi bildiği sese verdiği tepkidir. Görme Anne karnındaki yaşam sırasında en son gelişen duyu sistemi görmedir. Bebeğin göz kapakları 26. haftaya kadar kapalıdır. Bu sire içinde görmeden sorumlu temel birim olan retina gelişimini tamamlar. Yirmi altıncı hafta civarında bebek gözlerini açmaya başlar ve göz kırpabilir. Doğumdan hemen sonra bebek yaklaşık 30 santimetre uzaklığa kadar net bir şekilde görebilir. Bu mesafe emzirme sırasında anne ile bebeğin yüzü arasındaki yaklaşık uzaklıktır. Anne karnındaki bir bebeğin görme işlevini test etmek olanaksızdır. Ancak erken doğan bebeklerde yapılan incelemeler 28 -34 haftalar arasında doğan bebekler incelendiğinde bu bebeklerin objeleri yatay ve düşey düzlemde 31-32. haftadan itibaren takip edebildiklerini göstermektedir. 33-34. haftada ise bu takip yeteneği zamanında doğmuş bir ebeğinki ile aynıdır. Bebeğin gözleri 26. haftaya kadar kapalı olmakla birlikte anneadayının karnı üzerine uygulanan güçlü bir ışık kaynağına kalp atışlarında bir hızlanma ile yanıt verir. Gerçekte rahim içi mutlak karanlık değildir. Tıpkı sesleri geçirdiği gibi ışığıda geçirmektedir. Ancak bu geçirgenlik ses ile kıyaslandığında çok daha azdır. Buna rağmen bebek gündüz ile geceyi rahatlıkla ayırt edebilir. Tek yumurta ikizleri 26-27. haftadan itibaren anne karnında birbirlerini görebilirler, birbirlerine dokunabilirler va hatta el ele tutuşabilirler. 33. haftadan itibaren bebeklerin göz bebekleri ışığa tepki vererek büyüyebilir ya da küçülebilir. Dr.Alper Mumcu |
|
|||
|
AŞILAMA
Nedeni bilinmeyen kısırlık vakalarında, doğal yollarla bebek sahibi olamayan genç çiftlerde gerçekleştirilen ilk uygulama aşılamadır (artifisiyel inseminasyon). Aşılama erkekten alınan spermin, kadının vajinasına bıraklıması şeklinde uygulanan bir yöntemdir. Bebek sahibi olmada güçlük çeken ve 1 yıl korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamayan çiftlerde kısırlık (infertilite) problemi söz konusu olabilir. Bu problemin araştırılmasında ilk aşama, erkekte sperm analizi, kadında hormon tetkikleri ve rahim filmidir. Bu tetkiklerin hepsinin normal çıktığı ve altta yatan bir problemin bulunamadığı genç hastalarda aşılama (bilimsel adı ile artifisiyel inseminasyon) ilk uygulama olmalı. Aşılama kabaca tanımlanacak olursa, spermleri, kadın üreme sistemi içine, cinsel ilişki dışında herhangi bir yöntemle bırakma işlemidir. Tarihi belki de insanlık kadar eski olmakla birlikte modern anlamda ilk kez 1900’lerin başında hayvanlarda uygulandı. Veteriner hekimlik uygulamalarında çok eskiden beri kullanılan bir tekniktir. İntraservikal (ICI) ve intrauterin (IUI) olmak üzere 2 tip aşılama (inseminasyon) vardır. İntraservikal inseminasyonda (ICI), taze ve hiçbir muameleden geçmemiş meni, enjektör ya da özel kanül yardımıyla rahim ağzına ya da vajinaya bırakılır. İntrauterin inseminasyonda (IUI), ise sperm yıkaması etkiyi artırır. Yıkanmış yani bir takım kimyasal maddeler ile muamele edilmiş meni yine özel kanüller ve enjektörler yardımıyla direkt olarak rahim içine verilir. Her iki uygulama türü de ağrı veren işlemler değildir. Aşılamanın şartları nedir? Başarılı bir aşılama (inseminasyon) için bazı şartlar vardır. Öncelilikle spermin dölleyebileceği bir yumurta olmalı. Yani kadında yumurtlama (ovülasyon) problemi bulunmamalı. Yumurtlama bozukluklarda kadında önceden yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar kullanılarak (kontrollü ovarian hiperstimülasyon) ve çatlatma iğneleri yardımıyla bu sorunun üstesinden gelinir. İkincisi tüpler yumurta ve spermin buluşmasını sağlayabilmeli. Rahim filmi açık olduklarını göstermeli. Ayrıca erkeğin sperm analizi sonuçları normal ya da en azından normale yakın olmalı. Menisinde hiç sperm olmayan ya da çok az sperm bulunan kişilerde aşılama (inseminasyon) fayda sağlamaz. Son olarak ise oluşan bir gebeliğin tutunmasını engelleyecek endometrial (rahim içini döşeyen zarda) bir patoloji olmamalı. Özetleyecek olursak aşılama (inseminasyon) için gereken şartlar: * Yumurtalıklar (Overler) ve tüpler çalışır halde olmalı * Meni (Semen) analizi normal olmalı * Endometrial (rahim içini döşeyen zarda) patoloji bulunmamalı Ayrıca * Normal cinsel ilişkinin mümkün olmadığı durumlara * Sperm hareketliliğinin az olduğu hallerde * Servikal faktörün (kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durum) bozuk olduğu durumlarda * Anti sperm antikorların varlığında da aşılama (inseminasyon) yararlı olabilir. Aşılamanın (inseminasyonun) normal cinsel ilişkiye olan üstünlüğü servikal faktörü ortadan kaldırması ve spermlerin kat etmesi gereken yolu azaltması. Bazı durumlarda rahim ağzından salgılanan sıvı spermlerin rahim içine geçişine engel olabilir. Aşılama (inseminasyon) bu gibi durumların varlığında önemli avantajlar sağlar. İşlem nasıl yapılır? Aşılamaya karar vermeden önce çiftin her ikisinin de kısırlık (infertilite) açısından bütün tetkikleri yapılmış olmalı. Eğer Ovülasyon indüksiyonu (yumurtalıkların uyarılması) yapılacaksa uygun ilaçlarla bu sağlanmalı ve seri ultrasonografilerle yumurta hücresi gelişimi saptanmalı. Bu hücre ya da hücreler yeterli boyuta ulaştığında çatlatma iğnesi yapılmalı. İdeal olarak bu iğneden 32 - 36 saat sonra aşılamanın (inseminasyon) yapılması. Eğer gerek görülürse ultrason takipleri esnasında kanda östrojen değerlerine bakılabilir. Ovarian hiperstimülasyon sendromu (yumurtalıkların tedaviye aşırı cevap vermesi) gelişir ya da gelişme şüphesi uyanırsa tedaviye ara verilebilir. İşlem gününden önce en az 3 gün süreyle erkek herhangi bir şekilde cinsel ilişkiye girmemiş ve boşalmamış olmalı. İşlem günü erkek klinikte semen örneği verir. Bunun için tercih edilmesi gereken yöntem mastürbasyondur. Mastürbasyon esnasında kayganlaştırıcı vb. maddelerin kullanılması sperm kalitesini bozabileceğinden bu konuya dikkat edilmeli. Elde edilen semen örneği belirli kimyasal maddelerle işlemden geçirilip hazırlandıktan sonra (yıkama), aşılamaya (inseminasyona) hazır hale gelir. Kadın jinekolojik muayene pozisyonunda uzanır. Spekulum takılır, serum fizyolojik ile temizlik yapıldıktan sonra uygun katater rahim ağzından, rahim içine ilerletilir. Enjektöre çekilmiş olan semen yavaş ve dikkatli bir şekilde bu katater vasıtasıyla rahim içine verilir. Daha sonra katater ve spekulum çıkartılır. Bir miktar semenin dışarıya geri gelmesi normaldir. Aşılama (inseminasyon) ağrılı bir işlem değil. İşlemden sonra kadın 10 - 15 dakika kadar uzanır ve daha sonra normal hayatına dönebilir. Şart olmamakla birlikte hastaya progesteron desteği verilebilir. Aşılamadan sonraki ilk 24 - 48 saat ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması önerilir. Ancak yatak istirahati gerekli değil. İşlem sonrası 2 hafta içinde adet görülmez ise gebelik testi yapılır. Testin pozitif olması durumunda uygun şekilde gebelik takiplerine başlanır. Negatif olması durumunda kadının adet kanamasının 3. günü yeni bir deneme için ilk ultrason incelemesine çağırılır. Aşılama başarı oranları ICI günümüzde pek uygulanmayan bir teknik olup normal cinsel ilişkiye oranla gebelik şansını sadece %2 civarında arttırır. IUI altta yatan kısırlık (infertilite) nedenine bağlı olarak normal ilişkiye oranla %5 - 20 artış sağlayabilir. Şans uygulama sayısı arttıkça biraz daha artar. Teorik olarak bir sınır olmamakla birlikte 6 - 7 seferden fazla denenmemesi öneriliyor. Eğer evlilik ve kısırlık (infertilite) süresi uzunsa aşılama denenmeden direkt tüp bebek ve mikroenjeksiyona geçilebilir. |
|
|||
|
Gebelik ve Miyom
Miyomlar uterus kasından kaynaklanan, kanserleşme olasılığı oldukça düşük olan ve bu nedenle "iyi huylu" olarak kabul edilen kitlelerdir. Kadınlarda oldukça sık olarak görülürler ve bu nedenle de gebelik döneminde de sık rastlanırlar. 100 anne adayından dördünde ultrasonda dördünde en az bir adet miyom saptanabilir. Miyomlar özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında daha sık gözlenir. Genellikle bir adet olmalarına karşın daha fazla sayıda da olabilirler. Anne adayının yaşı ilerledikçe gebelikte miyom görülme olasılığı da artar. Miyomlar uterusta rahim iç tabakasıyla yakın komşulukta olabilirler (submüköz tip), tümüyle uterus kası içinde yerleşmiş olabilir (intramural tip), ya da tümüyle uterusun dış yüzeyinde yerleşmiş olabilirler (subseröz tip). Miyomlar ender durumlarda gebe kalamama nedeni olabilecekleri gibi, daha çok gebelik esnasında ortaya çıkması muhtemel sorunlar açısından önemlidirler ve miyomu olduğu bilinen bir anne adayının daha yakın takibi gerekir. Tanı gebe olunmayan dönemde yapılan bir ultrasonda konulabileceği gibi sıklıkla birinci trimesterde yapılan rutin ultrasonda konur. Özellikle arka duvar yerleşimli miyomların gebeliğin daha ileri dönemlerinde tanınması zordur. Miyomların gebelikte ortaya çıkardığı riskler nelerdir? Gebelikte miyomların ortaya çıkardığı riskler ön planda uterus içinde bulunduğu bölgeye, ikinci planda miyomun büyüklük ve sayısına bağlıdır. Özellikle submüköz veya intramural yerleşimli olanlar tekrarlayan düşüklere, erken doğum tehdidine, fetusun normal yerleşimi olan başaşağı dışında anormal bir pozisyonda yerleşmesine, plasentanın erken ayrılmasına (ablasyo), uterusun kasılmasını engelleyerek doğum sonrası kanamaya neden olabilirler. Yukarıda sayılan durumların çoğu sezaryan ile doğum gerektirdiğinden miyomu olan anne adaylarında sezaryanla doğum olasılığı artar. Miyomlar östrojen hormonuna bağlı olarak gelişme gösterdiklerinden gebelikte artan östrojen salgısının etkisiyle büyümeye eğilimlidirler. Özellikle ilk tanı konuduğunda 6 cm. ve daha büyük olan miyomlar gebelikte daha çok büyüme eğilimi gösterirler. Bazen hızlı büyüme neticesinde miyom yeterince beslenemediğinden dolaşımı aksar ve miyomda dejenerasyon ("bozulma") denen durum ortaya çıkar. Bu durum kendini karında ve özellikle de miyomun bulunduğu bölgede ağrı şeklinde belli eder. Bu ağrı bazı durumlarda apandisit, plasentanın erken ayrılması ve erken doğum tehdidi gibi durumlarla karışabilir. Miyomda dejenerasyon en sık 20-22. haftalar arasında görülür ve doğum eyleminin başlamasına neden olabilir. Gebelik öncesinde miyom tanısı konması durumunda ne yapılır? Gebelik döneminde en sık sorun yaratan miyomlar submüköz nitelikli olanlar olduğundan bu tür miyomlar saptandıklarında genellikle gebe kalınmadan cerrahi yolla çıkarılması tercih edilir. Bunun için histeroskopi (vajinadan ulaşım) ya da açık cerrahi (karın yolundan ulaşım) uygulanabilir. İntramural ya da subseröz olanlar arasından ise özellikle bkanama ve diğer ciddi belirtilere neden olanlar ve büyük çaplı olanlar çıkarılmalıdır. Miyom çıkarılması için uygulanan operasyonlar ameliyat sonrası yapışıklık ve buna bağlı olarak da tüplerde tıkanıklığa yol açabileceklerinden gebelik öncesi dönemde miyom operasyonu yapma kararı verilirken çok dikkatli olunur. Daha önceki bir gebelikte miyoma bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bir durumun varlığında (önceki gebelikte başka nedene bağlanamayan erken doğum, plasentanın erken ayrılması gibi), yeni bir gebelik öncesinde miyomun çıkarılması uygundur. Gebelikte miyom tanısı konduğunda ne yapılır? Gebelik döneminde miyom tanısı konmuş anne adayları tüm gebelik boyunca daha yakından takip edilir. Miyomu olan anne adayının her karın ağrısı şikayetini mutlaka doktoruna bildirmesi gerekir. Miyoma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumların bebek ve anne adayına en az zarar verecek şekilde tedavi edilebilmesi açısından anne adayının bu konuda duyarlı olması önemlidir. Gebelikte miyoma bağlı olarak oluşan en sık istenmeyen durum dejenerasyon ("bozulma") ve buna bağlı olarak oluşan ağrıdır. Bu, yaklaşık %10 oranında gözlenir. Diğer ağrı nedenleri (apandisit, plasentanın erken ayrılması (ablasyo), erken doğum tehdidi gibi) de araştırıldıktan sonra, dejenerasyona bağlı olduğu düşünülen ağrı, ağrı kesici ile tedavi edilir. Bölgesel ısı ya da buz tatbiki de yardımcı olur. Devam eden bir gebelikte miyom çıkarma operasyonları çok ender olarak uygulanırlar. Doğum kanalını tıkayan ya da uterusun kasılmasını engelleyerek eylemi yavaşlatan miyomların varlığında sezaryan gerekir, sezaryan esnasında miyomun alt segmenti kapattığı gözlendiğinde bebek rutin olarak uygulanan yatay kesiyle değil klasik uterus insizyonuyla (dikey kesiyle) çıkarılır. Daha önceden miyom operasyonu geçirmiş tüm anne adaylarında özellikle çok şiddetli ağrı ve diğer bulguların varlığında düşük bşr olasılık olsa da uterus rüptürü (uterusun yırtılması) de ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Sezaryan operasyonu esnasında miyom çıkarılması aşırı kanamaya neden olabileceğinden tercih edilmez. Daha önce miyomektomi operasyonu (miyom çıkarılması) geçirmiş anne adaylarında doğum şekli nasıl olmalıdır? Operasyon esnasında uterusun iç tabakası hasar görmüşse normal doğumda oluşan uterus kasılmalarında uterusun yırtılma riski söz konusu olabileceğinden sezaryan ile doğum tercih edilir. Diğer durumlarda anne adayı normal doğum yapabilir, ancak uterusta yırtılma düşündüren en ufak bir bulguda bile sezaryana dönülebileceğini bilmelidir |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|